30.12.2009

u la la !

Ne var yani uzun süredir yazmadıysam.Biraz kelimelerim benimle kalsın istedim.Ahenkli cümleler kurmak yerine,kendime sakladım.Çok da iyi yaptım.Depresif olmaktansa her zaman kullandığım yolu seçtim.
Best Buy adına 4 gün deliler gibi çalıştım.Pek bir eğlendim.Keşke diğer işler de de çalışabilseydim.Ama maalesef dönem projesi denilen illet yoruyor beni.Ve hatta keşke tez alsaydım demeye başladım.Fark edildiği gibi bu aralar çok "keşkeler" kullanmaya başladım hayatımda.Yaşlanıyor muyum ne.Lafın gelişi değil cidden yaşlanıyorum sanırım.Artık daha sakin,daha huzurlu ortamları yeğliyorum.Yüksek müzikli yerler bir süre sonra yoruyor.Nerde kaldı o sabahlara kadar dans edilen günler.Sanırım büyük bir kısmını İtalya'da 20 kiloluk bavullara sığmaya çalışırken ardımda bıraktım.
Bütün bu dönemin en zor kısmı da ev arkadaşımı Finlandıya'ya göndermek.Evde 2 gün yalnız kaldığımda bile özlediğim evimin kadınını şimdi aylarca uzağa gönderiyorum.Her şey bitiyorumuş gibi gözükse de yeniden başlamak için kocaman bir fırsat bu.Son kez oraya gidelim,bunu yapalım demek yersiz.Kutu kutu evler yapmışız,sonra içine girip yaşamız !! Ne gerek var olayları ilk ve son diye nitelendirmeye.Hem ne demişler her şeyi anlatan gözler varken sözler kolaycılık olur yetmez de zaten..son olarak aşk yoktur ve sarışınlar boktur der buraları terk ederim.

P.S. Keşke tekrar eylül akşamları yaşayabilsek!!

Ruhun Gıdası : Pink Martini -Sympathique




11.11.2009

S.O.S!


Sonunda o çok özlediğim vize dönemi ile karşı karşıyayım.Önümüzdeki 10 gün içinde
2 adet ödev
1 dönem projesi taslağı
1 adet hiç çalışmadığım ALES
8 adet vize
beni beklemektedir.
Altından kalkabilirsem ne ala.Malum bünyem bu tür aktivitelere pek alışkın değil.
10 Aralık gel artık!

Ruhun Gıdası : Manga- Cevapsız Sorular

2.11.2009

DoMeNiCa!

Kahve
Kitap
Christina Branco
Balkon
fado
yağmır
.
.
.
.
.
.
HuZuR!

30.10.2009

500 Days of Summer!


Evde film seyretmeye o kadar alıştım ki araya bir de italyanca dublajlı filmler girince en son ne zaman sinemaya gittiğimi hatırlamaz durumdaydım.Derken kendimi İzmir'in herhalde en eski ve en dandik sinemasında buldum ): Perdede oynayan film ise uzuuun zamandır izlemek istediğim,türkçe çevirisi Aşkın 500 Günü olan filmdi.
Bu filmi ilk başta çekici kılan klasik Hollywood yapımı romantik komedi olmadığını gösteren inanılmaz derecede sevimli fragmanıydı.Bir de ağır içerikli içimi sıkacak filmler izlemekten kaçtığım için benim için bulunmaz hint kumaşıydı.

"This is not a love story, it's a story about love"

Bir de afişte yer alan bu cümle,yapış yapış aşk meşk hikayelerine bir türlü akıl sır erdiremeyen benim gibi bir odun! için yeterince çekiciydi.

Film uzun zamandır izlediğim en güzel romantik komedilerinden biriydi.Şu an gösterimde var mı bilemiyorum ama bir yerden DVDsini falan bulursanız kesinlikle tavsiye ederim.
Özet olarak şunu söyleyebilirim ki aşka inanmayan bir hatunla aşk için yanıp tutuşan bir erkeğin hikayesi acıklı bir trajedi yaratmadan,hüzünle umut pek güzel harmanlarak seyirciye sunulmuş.
Filmin sonundan çok hoşlanmasam da,izlerken acayip derecede eğlendim.Sanırım bunda o gün içinde bulunduğum durumda etkiliydi!
Nacizane fikrim güzel bir günde kafanızı patlatmadan keyifli bir film izlemek istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim.
Yalnız uyarmadı demeyin filmin soundtrackları inanılmaz güzel ve bağımlılık yaratabiliyor bir süre...Mesela : vegabond-wolfmother

Buyrun siz de fragmana bir göz atın ;)


28.10.2009

Çilekli Pasta..mmmmm :)

Bu postu bir gün yazacağımı biliyordum ama bu kadar yakın bir tarihi hiç düşünmemiştim.Hayat o kadar garip oyunlar oynuyor ki bana,o oynamayı bıraksa bile bazen çark edip ben devam ediyorum oynamaya.Sonunda da bu kadar güzel bir pasta geçiyor elime:):)
Aslında yapımı her zamanki kadar kolay olmadı benim için.Geçen hafta bir deneyeyim dedim.yüzüme gözüme bulaştırdım.Yok keki olmadı yok kremasının kıvamı tutmadı!Çilekli pasta için deli olsam da uzun zamandan sonra el becerimi kaybettiğimi düşünmüştüm ki bugün tekrar kolları sıvadım ve orataya harika bir şey çıktı :)Bu kadar zaman sonra direncime yenilip bunu yemem çok yanlıştı ama sanıyorum ki bundan dolayı tadı her zamankinden daha güzeldi.Uzun süre yiyemeyecek olsam da bu tat için geçirdiğim bütün zamana,zorluklara değer.
Hem bazen bu tür kaçamaklar aslında insanın ihtiyacı olan yenilenme sürecini başlatabilir diye düşünüyorum.Ne dersiniz??

P.S. Bu postu Bayan_Mızırtı'ya ithaf ediyorum ;)

Ruhun Gıdası : Regina Spektor- Us

TiMe to MoVe!

Jack Johnson'dan aldığım "sitting,waiting,wishing" mottosunu hayatımdan çıkarmanın vakti çoktan geçti.Fakat ben bunu kendime anlatmaktan hep kaçtım.Artık bir şeyler yapmalıyım cümlesini kurmak yerine harekete geçmeliyim.İpin ucunu biraz daha kaçırırsam asla yakalayamıycam hissine kapılmaya başladım.Hiçbir şey yapmama aktivitemi çook uzun süredir gerçekleştiriyorum.Hayatımı düzene sokmamın vakti geldi.Ve bunun için kısa süreli ve uzun süreli kalkınma planları hazırladım kendim için.Sizlerle de paylaşmaktan kaçınmam tabi ki ;)

Kısa Süreli Kalkınma Planı

  • Eve 3. olarak yerleşen kabileden kurtulmak için bir süperman bulmak.
  • Pazartesi'ye kadar bütün ders notlarımı temize çekip,daha sonra üzerimde olucak büyük yükten kurtulmak.
  • Dönem Projesi konuma karar vermek :(
  • Yaklaşık 3 haftadır ordan oraya benimle birlikte sürünen kitabımı bitirmek.
  • Ev için alışveriş yapıp,sağlıklı yemekler pişirip buzluğa tıkmak.
  • Kayıp olan ve çok özlediğim tost makinemi bulmak:)
  • Fatura temizliği işine girip bütün borçtan dertten tasadan kurtulmak!
Uzun Süreli Kalkınma Planı
  • ALES'e çalışmaya başlayıp sınava kadar bütün çıkmış soruları çözmek.
  • Döndüğüm gün başladığım aşırı yeme programına son verip B-fit olayına başlamak.
  • Sui ile Salsa'ya başlamak.
  • Çarşamba akşamlarımı Viyana Valsi ile renklendirmek.
  • Her hafta 1 kitap bitirmek.
  • Bekle beni TOEFL ve IELTS bütün mal varlığımı size harcamaya geliyorum:)
  • Komedyandünya ile düzenli görüşme sağlayacak ortak bir aktivite bulmak!
  • Rehin alınan kışlıklarımı kurtarmak.
  • KPSS derim başka söze ne gerek :(
  • Mezun olmadan 2 kere İstanbul,2 kere Eskişehire gidip gelmek!
  • Annemle girdiğim iddiayı kazanıp Salomela Kuzey Avrupa'yı keşfetmek :)
  • Money,money,money tanrım bir yerden master için burs bulmam lazım!!!
  • Model BM ve Model EU yla dünyaya açılmak.
  • Bu seneki Uluslararası ilişkiler kongresinde bildiri yayınlamak.
  • En önemlisi de beni bekleyen tonlarca ödev,vize ve finallere karşı zafer kazanmak!!
  • Tüm bunları yapabilmek için gerekli güç,özveri ve tecrübeye! sahip olmak :):):)

Ruhun Gıdası : Incubus-No Doubt --> Message In the Bottle

19.10.2009

Hata ?


Yaşamında kesinlikle
hata olduğunu bildiğin ama aslında hata olduğunu
bilmediğin şeyler vardır.
Çünkü gerçekten hata olup olmadığını öğrenmenin tek yolu
hatayı yapmaktır...
Ve geriye dönüp, şöyle
demek,
"Evet. Bu bir hataydı."

Yani, aslında, en büyük hata, hatayı yapmamak olurdu.
Çünkü o zaman bütün hayatın boyunca bunun

bir hata olup olmadığını bilmeden geçirirsin.

13.10.2009

HeR aŞk BiTeRmİş!!

Güzel bir sonbahar akşamı,yıllardır canlı izlemek istediğim kadının konsere başlangıç şarkısıydı bu.Çok da güzel bir seçimdi.Slow melodilerle başlangıç,orta ritmli şarkılarla seyirciyi ısıtma ve balkan ezgileriyle Türk kanı taşıyan her bireyi yerinden kaldırıp dans ettirme başarısına sahip bir repertuar vardı.Şahsen ben çok beğendim.

Zaten o kadını beğenmeyen insanlarla iletişim kurabileceğimi pek sanmıyorum.Yok böyle bir ses.Tek bir vokal dahi kullanmadan,İzmir halkına ayrıcalık gösterdiğine inandığım 3 buçuk saatlik bir performans,saatlerce çalsalar bir an olsun sessizlik istemeyeceğim süper bir orkestra, ve sahnede inanılmaz derecede alımlı bir kadın.

Uzun bir dönem beni ekonomik krize sokacak olsa da döndüğümden aldığım en doğru karar.


İyi ki geldin be Candan ;)


P.S. Hayatımı gitmeden önce ve döndükten sonra diye ikiye ayırdığımı fark ettim.Ne bu şimdi?


Ruhun Gıdası: Tabi ki Candan Erçetin – Sitem



7.10.2009

Dakota Sky


Predictable does not always mean boring.
Lust does not always mean love.
Near does not always mean close.
New does not always mean exciting.
Different does not always mean better.
Far does not always mean distance.
Knowing everything does not make you wise.
Knowing the truth does not make you superior.
Knowing your problem does not solve it.
Sitting between you past and your future, does not mean you are in the present...


So, catch the life if you can!!!

5.10.2009

Erazmuz!


Uçak biletlerinin havada uçuştuğu,bir partiden diğerine koşuşturulan,yeni yeni bir yığın insanla tanışıp kaynaşılan ,hatta bundan acayip derecede zevk alınan,ertesi gün yapmak zorunda olduğun hiçbir şey olmamasının rahatlığı ile uykuya dalınan,istediğin saate sokağa çıkıp,istediğin gibi giyinebildiğin,özgürlüğü iliklerine kadar hissettiğin,gelecek kaygılarının hiç olmadığı,ne istediğini bilmek zorunda olmadığın,sorgulamaya dur dediğin,kimseye hesap vermek zorunda olmadığın,sadece kendin olmaya çalıştığın,en önemlisi de huzuru ararken aslında huzur dolu olduğun dönem BİTTİ diyor kulağımdaki o itici ses.
Ve ben bugün fark ediyorum ki geldiğim 1 haftadan beri içmeden gün geçiremiyorum.Evimde,o çok sevdiğim odamda kaldığımda daralıyorum.Kaçıp gitmek istiyorum.Gideceğim hiçbir yer bu hissi geçirmeyecekde olsa kalamıyorumNereye gitmek istiyorsun diye sorsa biri onu da bilmiyorum.
Bildiğim tek şey huzursuzum.Hiçbir yere sığamayıp bir o kadar da evimde olmak istiyorum.Bu aptal ikilemden kurtulmak için can atıyorum.
Yapmam gereken tonlarca şey varken öylece zaman geçiriyorum.Yine kendi hayatımdan çalıyorum.Benim bu durumumu anlamayan insanları yadırgamıyorum.Sadece beni kucaklamalarını bekliyorum.Özlediğini her fırsatta belli eden,her gün beni görmek için çabalayan,buradaki hayatına beni dahil etmek için çırpınan insanın hayatımdaki varlığına şükrediyorum.İnatla couchsurfingbologna mesajlarını tek tek okuyorum.Her türlü erasmus organizasyonu ile ilgili Salvoyla sohbet ediyorum,bir önceki gecenin haberlerini alıyorum.Fotoğraflarıma bakamıyorum bile.Değişmediğimi iddia etsem de,değiştiğimi görüyorum.Ee hadi anlat neler yaptın? cümlesinden nefret ediyorum.
En önemlisi bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum
….

Ruhun Gıdası : Lilly Allen - Not Fear

29.09.2009

Per ché?

Duygusal bir dönemden geçiyorsun demişti kadın,gözlerinin içine bakarak.Söylediği onca yalan arasından, buydu en dikkat çekici olan.Sonra birden;

Kucaklaşmalar tahammülsüzlüğe,gülümsemeler iticiliğe,beklentiler hayal kırıklıklarına dönüştü.Her zaman kullanılan soru edatı tekrar çıktı ortaya:

Neden?

Neden kimse asla sormuyor?Hemen seçenekler konuluyor masaya ,ne düşündüğün ne hissettiğin söz konusu bile değil.Seçmelisin birini.KARAR VERMEK zorundasın,hem de bunu ışık hızıyla yapmalısın ki,sen acaba ne istiyorum diye düşünürken başkası çoktan kapıp, kendi sorgusuz dünyasına götürmesin hayallerini.

Gerçi ne önemi var ki hayallerin.Ümit etmenin boşa olduğu çoktan ortaya saçılmış.Bırak kendini bir dalganın köpüklü sularına,alsın seni götürsün kıyıya.Tıpkı öncekiler gibi.Sen her şey bitti diye düşünürken,o ses yine çınlasın kulaklarında : Tekrar başlamak ZORUNDASIN!!

Zaman yok

Çabuk ol

Asla arkana bakma

Durma

.

.

.

.


Ruhun Gıdası :Damien Rice- I remember

Öz!


Müzik bile ruhumdakileri anlatmaya yetersiz,kelimelere ne hacet...

25.09.2009

I'm back!!!



Ive been on the road
Ive been on vacation
Ive been travelling light to reach my final destination

Now Im coming home

So tell the boys that I am back in town
Youd better tell them to beware
Well they may go or they might try to hide
I follow on and Ill be there
So tell the boys that I am back in town
And if its true I do not know
That every boy around had missed me since
I decided to go

I could be your friend
I could be your stranger
I could be the one your mother said would be a danger
Now its up to you

22.09.2009

Bayram Enstantanleri =)

• Sen hiç cam açtın mı?
• Kürdan var mı evde?Bilmem kürdan yok ama kulak pamuğu vardı?!!
• Bu laplopta ne var anlamıyorum.Boş boş bakıyorlar içine bende alacağım çet çut yapacağım.
• İçerde tık tık yapıyorlar.
• Konu değiştirmek istiyorsan rüyamda gördüm de uydur!
• 4 sene sonra evlenip o eve yerleşeceğim!
• Vallahi param yok!
• Angela nerde?
• Ancak kardeşler yan yana yatabilir?E biz?

Ruhun Gıdası : Go Go Dolls- Iris

Singin la la la la la-la-la la



Antalya’ya geldiğimden beri ne zaman dışarı çıksam,kiminle karşılaşsam muhabbet mutlaka döndü dolaştı aynı konuya geldi.Önceleri pek umursamadım sonuçta alışkanlıklarını sık sık değiştiren bir insan değildim.Ama sonra merak da etmedim değil hani.
Neymiş efendim Nilüfer Turizmin servisi ve hizmeti Kamil Koç’un Rahat yoluna oranla çok çok iyiymiş.Mutlaka Nilüfer ile seyahat edilmeliymiş.Muhabbetlerin sürekli buraya gelmesinde ,etrafımdakilerin çokça seyahat ediyor olması mümkün ama gene de enteresan bir övgü vardı Nilüfer hakkında.
Bildiğim kadarı ile Nilüfer Turizm Bursa kaynaklı bir şirket.Zamanında yurtta kalırken oda arkadaşım Ankara’ya gidişleri için kullanıyordu anlata anlata bitiremiyordu.
Neydi acep bu Nilüferin mahareti diye düşünedururken Zeynep hanıma show up!!! Olma gereği nedeni ile bu tecrübeyi bende edinmiş bulundum.
Bayan Mızırtı’dan bana geçen araştırmacı gazeteci kimliğimi takınıp 1 gün içinde hem Nilüfer ile hem de Kamil Koç Rahat yol ile seyahat ettim.
Buyurun bakalım neler gözlemlemişim:
• Nilüfer’e biner binmez her koltuğun arkasında yer alan ekranlar gözünüze çarpıyor.İzlenme oranı yüksek olan özel kanallar,bir çizgi film kanalı,bir sinema kanalı ki şansıma Recep İvedik vardı!Ayrıca otobüsün önünde yer alan kamera ile yolu izleyebileceğiniz bir kanal da mevcuttu.Ben 3 saat o ekranın karşımda dönmesine tahammül edebildim fakat hiç uyduda sorun olduğunu görmedim.Paşalar gibi çalışıyordu.
• Tabi Kamil Koç da böyle bir özellik yok.Adam akıllı TV yi izlemeseniz bile sizi o çok sıkıcı yolculuklarda oyalayabilecek bir unsur televizyon.Üstelik başkasına da bağla değilsiniz,.canınız ne isterse.
• Nilüfer ile ilgili methedilen şeylerin başında dondurma vermesi,servis bolluğu ürün çeşitliliği geliyordu.Fakat gel gör ki gelen yiyecek içeceklerin çoğu daha önce adını duymadığım dandirik markalardı.En kötüsü de Coca Cola değil Pepsi vardı.(Burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim :” Ya-şa-sın Amerikan emperyalizmi “ I <3 Coca Colca:) Bu konuda benden çok büyük bir eksi aldı.
• Nilüfer ile seyahat ederken yolculuk boyunca ben sıkıntıdan patlarken çevremdekileri de bol bol eğlendirdim :) Çünkü servis masasında bardak konulacak yer sadece küçücük bir çukurdu.Ve engebeli yolda giden bir otobüs içinde sıcak su dolu bardağı tutmadan , ayakta tutmak imkansızdı.E iyi de kardeşim ben hem bardağın içindeki sıcak suyun dökülmesini engelleyip (bkz. sıcak su fobisi ) hem de ayrı ayrı poşetlerde verilen kahve ve bileşenlerini suyla buluşturayım.Bu pek mümkün olmadığı için gecenin bir yarısı çok eğlenceli pozlar verdim otobüsün içinde.yan tarafta oturan çocuklar yolculuklarını şenlendirdim ne var yani :)
• Kamil Koç otobüslerinde öyle mi?Değil!istersen dağa çık. Bardağın içine gömüldüğü kocaman bir delik var mis gibi.Ne sıcak su dökülmesinden korkuyorsun ne de 3 4 tane ayrı poşetle uğraşmıyorsun.Mis gibi tek paket 3 ü bir arada .(reklamları izlediniz)
• İki firmanın da olumsuz yönü wireless olduğunu iddia etmelerine rağmen çalışmamasıydı.Aa bugün bir problem var herhalde.E ama hep bana mı denk gelir :(
• Gelelim benim için bir otobüs yolculuğunda en önemli unsur olan koltuk konforuna.Bu konuda değil Nilüfer, Varanı gelse Kamil Koçun eline su dökemez.Tek kişilik koltuklarda istediğim akrobatik hareketi yapabilme özgürlüğünün yanı sıra 2 kişilik koltukların arası 3 ile 12 yaşında bir de çocuk oturtacak kadar geniş olması çok hoş bir özellik.Bir de ne rahattır o koltuklar ya :)
• Fakat her şey koltukla sınırlı kalmıyor tabi.Otobüsten indikten sonra eve kadar gitme olayı ayrı bir heyecan olsa gerek.Nilüferin kendi özel terminali ve son model minibüsleri vardı.Ayrıca şoför her yolcu indireceği yerde inip yolcuların bavullarını indirmesinde yardım etti.Ki bu benim gibi her seferinde 25 kilodan aşağı bavul taşımayan bir insan için bulunmaz bir nimet.
• Çünkü Kamil Koçun servisleri çok ama çok kötü.Üst üste bavullar.şoförün umursamaz tavırları,ineceğin durakta indirmek yerine 3 durak ötede bırakmak vs..Bu konu hakkında Kamil Koç’a mail atmayı düşünüyorum.Ciddiyim!

Bu bir günlük tecrübe sonunda karar verdim.Ne zaman yolculuk edeceksem ,1 ay önceden, cumartesi akşamları 8 den sonra ,Sun Express’in internet sitesinde kamp kurup 20 liralık biletlerden alınacak.Hızlı ve az konforlu seyahat etmenin dayanılmaz cazibesi beni etkisi altına almış durumda.Ah Ryanair ah nerdesin ??

Ruhun Gıdası : Iggy Pop- Passenger

Pardon,Siz hangi dili konuşuyorsunuz ??

Kabul ediyorum.Ben güzel Türkçe falan konuşamıyorum.En önemlisi internetin hayatımdaki el alışkanlığı ile felaket yazıyorum.Amma velakin bazen öyle şeyler işitiyorum ki,anlam vermekte zorlanıyorum.

En son bombayı benim sevgili erasmus koordinatörüm patlattı.Erasmus işlemleri için İzmir’e gidip yüz yüze görüşmem gerektiğini şu cümle ile ifade etti: ”Yani senin buraya gelip show up olman gerekiyor.Anlatabiliyor muyum?”

Hayır efendim anlatamıyorsun.Anlamamamın nedeni İngilizcemin kıt falan olması değil.Ne demek show up olman gerekir ya bu kadar mı acizsin,ki bu kadın aynı zamanda öğretim görevlisi.Pes diyorum başka hiçbir şey diyemiyorum.

Bir diğer durum haberlerde geçiyor.2-3 yıldır duyuyorum bunu ve her seferinde tüylerim diken diken oluyor.Spiker “ 2009-2010 Turkcell Süper ligi bugün start aldı”??

Ne yaptı vallahi anlamadım.Bir kere start zaten başlamak demek.Yani o kelime tek başına yetiyor İngilizcede.bir yardımcı fiile gerek yok.Gerek olsa zaten adamlar kullanılırdı.Yozlaşmanın daniskası!

Uzun süre yurt dışında kalmış insanların daha sonra Türkçe konuşmalarında zorlanmalarını anlayabiliyorum ya da bir hocanın bütün dersi İngilizce anlatıp da birden Türkçeye dönünce bir kelimenin akla gelmemsini kabullenebilirim.Çünkü dil öyle bir şey ki bir alıştığın zaman düşünmeden çıkıyor kelimeler ağzından.Ama koskoca profesör karşıma geçip de senin siyasal bilgiler dersinden aldığın markın kaç derse, bende kendine 100 frrank deme iğrençliğini göstermek istiyorum!!!!

Bunların hepsi kapitalist düzenin bizde yarattığı etkiler diyip işin içinden çıkmak çok kolay.Üniversitedeki profesörler bile bu şekilde konuşursa, sadece televizyon izleyerek bir kültür seviyesine sahip olan ezici çoğunluktan ne beklersin.Hayır aşırı milliyetçi falan değilim.Başta da söylediğim gibi süper Türkçe konuştuğum falan da yok.Ama yozlaşmanın bu kadarı da insanın kanına dokunuyor.Hatta sinirlerimi zıp zıp zıplatıyor.Evet ,sinirliyim,ne var yani ?

Ruhun gıdası : Serdar Ortaç- je t'aime ille de je t’aime !!!!!!!

14.09.2009

Yine Yeni Yeniden

öhöm öhöm:)
Bilenler bilirler bugüne kadar blog yazmakta pek başarılı bir geçmişim yoktur.Hele son erasmus blogunun yazılmaması durumu ile ilgili bol bol eleştiri aldım.
Fark ettim ki kendimi bir şeylerle sınırladığım zaman, bir süre sonra ya sıkılıyorum ya da zaman ayırmak zor geliyor.O nedenle bu blogta sınırları tamamen kaldırdım.
Özgürüm...
Ne zaman, ne istersem,nasıl hissedersem o burada olacak.Nasıl şekilleneceğini daha sonraki postlar gösterecek ama çok da beklentili olmayın derim.Zaten hiç kimse için yazmıyorum bu blogu.
Sadece yazmaya karar verdim.Hepsi bu.
Gerisi pek de önemli değil.

P.S Bir aralar bugün ne yazdı acep diye heyecanla beklediğim deliyimben,hala her gün merakla bir şeyler karalasın diye sabırsızlandığım salome,kelimeleri kullanmakta usta olduğuna inandığım bayan mızırtı sizden bir şeyler öğrendiysem ne mutlu bana :)