31.12.2010

Ve sonunda 2010 biter!!!



2010'un sona ermesine saatler kaldı.Akreple yelkovanın 12'yi gösterdiği ana şahit olmak için can atıyorum.Kötü ya da iyi giden olayları bir yıla bağlamak bana çok anlamlı gelmese de yeni başlangıçlar için insan ihtiyaç duyuyor bence böyle şeylere.Hele de şöyle bir 2010 değerlendirmesi yaparsam ne kadar felaket bir yıl geçirdiğimi daha iyi gözlemliyebileceğim sanırım.Çok mu abartıyorum bu yılın rezil bir yıl olduğuna dair siz karar verin.
  • Yılın ilk ayında yer alan doğum günümde 23 yıldır ilk defa bir pasta bile kesemedim.Browni bile yeterliydi belki ama sınavlar vb nedenlerle oldukça yalnız ve anlamsız bir doğum günü geçirdim.
  • Doğum günümün ertesi günü ev arkadaşımı ve en yakın arkadaşımı Finlandiya'ya yolladım.Yalnız kaldım.
  • Okulu uzatmayacağım diye son sene 20 ders birden aldım ki ikinci dönem aldığım 10 ders beni bitirdi.Projemin birini tamamlayamadım yaz okuluna kaldım.
  • Evde yalnız ve kitaplarla baş başa olunca 15 kilo birden aldım.Mezuniyet töreni ve baloda yemiş yemiş sıçmamış bir popoya sahiptim.
  • Karşılaştığım tüm karşı cinsten olan varlıklar, bir arkadaşa bakıp çıkmayı tercih etti.
  • Kendime ait olan hayatımı bırakıp,evimi boşaltıp Antalya'ya geldim.5 yıl sonra ailemle birlikte,onların hayatını yaşıyorum.
  • Hayatımı bir türlü yoluna koyamadım.Okumuyorum,çalışmıyorum sadece hayatı izliyorum.
  • Çok istediğim Güney Afrika projesine fazla tecrübeli olduğum için kabul edilmedim!
  • Doğ-büyü-okula git-işe gir-evlen-çocuk yap-onları evlendir-torun bak-öl döngüsüne uymadığım için toplum ve ailem tarafından dışlanıyorum.
  • En yakın 2 erkek arkadaşımı askere gönderdim.Biri Hakkari'ye doğru yol almakta!!!
  • Ruhsatını alan avocadoma çiçek bile gönderemedim.Teknoloji bile bana küstü.
  • Çatır çatır araba kullanırken son gün değişen hocayla birbirimize girdik ehliyet sınavında patladım.
Hiç mi iyi şey olmadı derseniz.Oldu tabi ki..
  • Ailem yıllardır almak istedikleri evi satın aldı.
  • Ne zamandır geçiştirdiğimi ehliyetimi bu arada almış oldum.
  • Bol bol salsa yaptım.
  • Lou Salome hayal ettiği işe girdi, avocado ruhsatını alıp yeni işine başladı,şekerto meb bursunu kazandı,cibi proje koordinatörü oldu,deli o tava yemiş suratlı kızan ayrıldı :)Hepsi için en az kendi başıma gelmiş kadar mutlu oldum.
  • 2 yıldır biraz soğuk olduğumuz ablamla aramızdaki buzları erittik.
  • Aldığım o 15 kiloyu geri verdim.
  • Tiyatrolardan,sinemaya,piyano festialinden,baloya bol bol sanatsal aktivite içerisinde bulunup ruhumu besledim.
Nasıl fazla abartmıyormuşum değil mi?

Ruhun Gıdası: Coldplay-Lost

27.12.2010

Fark Ettim ki...


  • Spor yapmaktan nefret ediyorum.Zaten yeteneksizim de.Denge,atletiklik gerektiren olaylarda sıfırım.Çocukken ağaca bile çıkmışlığım yoktur o derece.Şimdi bana diyorlar ki yok fit kalmak yok sağlık bilmem ne :( Garfield bile benden daha isteklidir spor yapmaya :S
  • Mango'dan bu güne kadar düz (basic diye tabir edilen ki böyle bir türkçe sözcük yok!) bluz dışında bir iğne almışlığım yoktur. Hem pazarda bol miktarda ürünleri olmasından dolayı iticidir hem de sokaktaki 5 kadından 3'ünün üzerinde buradan alınan benzer ürünleri görmeniz mümkündür.Lakin her indirim dönemi çılgın kalabalığa dahil olup ne var ne yok diye göz atmadan duramıyorum.
  • Bu aralar her sabah uyanınca copacabana dinlemeden kendime gelemiyorum.Her name is Lola she was a show girl ..:)
  • Azimle 4 ayda 15 kilo verdim.Geriye kaldı 5-6 kilo ama bir türlü devam edemiyorum.Evdekiler gitsin de ben de buzdolabına yumuluyim diye 4 gözle bekliyorum.:( Tanrım yemek yemek kadar güzel bir zevk yok ;)
  • Sehirfırsatı,grupfoni,grupanya vb sitelere sarmış durumdayım.Bugün kredi kartı extram geldi.Evet her şeyi oralardan satın almışım.
  • Bir diziye başladım mı bitirmeden rahat edemiyorum.Bütün işlerimi bırakıp tüm sezonları izliyorum.İzlemediğim bölümleri izlemek için erken kalkıyorum, bütün gün evden çıkmayıp dizi izliyorum.Bu aralar Friends'e sardım ve maalesef 10 sezon ;)
  • Cep telefonlarıma küstüm.Evden çıkarken yanıma almayı unutuyorum,gittiğim yerde bırakıp geliyorum.Geçen gün Migros'ta unuttum o derece :)
  • Facebook'ta salgın halinde olan ve beni deli eden arkadaş röportaj olayı çok şükür duruldu.Tekrar pörtlememesi dileği ile.
  • Çocukları hiç sevmiyorum.Kadınlık hormonlarım nerede bilemiyorum.En sevimlisi ile bile geçirebileceğim süre maksimum 10 dk. %99 benden anne falan olmaz.
  • Yazdıklarımı tekrar okuyunca irkildim.Son 6 ayım beni bu hale getirdi sanırım. Devrelerimin yandığını resmen ilan ediyorum !

Ruhun Gıdası : Manchester Orchestra- I can feel a hot one

22.11.2010

Yeni Yıldızımıza Merhaba Deyin!


Amerikan müzik endüstrisinin yıllardır küçük yaştaki şarkıcılara kollarını açtığı gerçeği 2000li yıllara gelindiğinde artık ortadan kalkar diye düşünürken yeni bir çocuk şarkıcı ile karşı karşıyayız:
Justin Bieber!
Kendisi an itibari ile Amerikan Müzik Ödüllerinde Rihanna,Ketty Perry,Lady Gaga,Eminem gibi isimlere omuz atarak 4 ödülü birden evine götürmektedir.Ben ise acaba kulaklarımı mı yıkatsam diye düşünerek çocuğun Baby adlı dandirik şarkısını dinleyip beğenmemekteyim.Bir kere sesi güzel olsa bile 18 yaş altı bir ergenin sesini dinlemekten insanlar neden hoşlanır bir türlü anlamam.Bariz çocuk sesi gibi.Gerçi ben burada böyle atıp tutarken 16 yaşında Justin 5.5 milyon dolarlık servetine servet katıyor orası ayrı.
Annesinin çektiği videoyu internete koyup Usher'in bu genç! yeteneği keşfetmesi ile başlamış bu hikaye.Kim bilir önümüzdeki yıllar daha neler duyup göreceğiz bu kişi hakkında ne de olsa Amerikan halkı küçük yaşta ünlü olan efsaneleri sever.(bkz.Micheal Jackson)
Beni düşündüren Amerika'da olup biten bu gelişmelere özenip bizde hala çocuk şarkıcıların ortaya saçılmamış olmasıdır.(nerede küçük onurlar,küçük ibolar :P) Yakında pörtlerlerse hiç şaşırmayın derim!

Ruhun Gıdası : Andrew Bird- Effigy

Puzzle!



Ne kadar liberal düşüncenin etkisi altındaki dünyada yaşasak da içimde bir yerlerde realist düşünceler pörtlüyor.İnsan oğlu bencil,her zaman daha çok isteyen elindeki ile memnun olmayan bir varlık.Sanırım bir süredir oturup onu bunu gözlemlediğim için bu aralar iyice gözüme batıyor. Bir başkasının yıllarca çalışıp olmak istediği yerde olan daha iyisini talep edip üzülürken, diğeri daha ona bile ulaşamamış olmanın ezikliği içinde kalabiliyor.Ama bunun yaparken diğerinin sahip olmadığı başka bir değer sahip olduğunu fark edemiyor.
Yani Puzzle parçaları gibi insanlar.Devamlı eksik olan parçalarını tamamlamaya çalışıyorlar.Sanki hiç bitmeyecek bir yap boz gibi.Yaşa göre parçalar da değişiyor.Ya da herkesin puzzle parçası başka.Birisi aşkı bulmuş bir parçaya sahipken iş parçasını arıyor,diğeri ise işi bulmuş aşk parçası kayıp.Peki bir insanın yaşaması için gerekli olan parçalar nelerdir?Ölene kadar bu puzzle tamamlanmayacaksa hangi parçaya ne zaman sahip olmak bir insanın mutlu yaşamasına yeterli olur?

Kızım Seni Ali'ye vereyim mi?İstemem babacım,istemem!!!


Düşüncelerimi uzun süre bir noktaya odaklayamazken bu aralar derin derin düşünür buluyorum kendimi.Saçma sapan konular hakkında saçma sapan çıkarımlarda bulunuyorum.Hani insan ders çalışacağı zaman internette takılır dizi falan seyreder çalışamaz ya benimki de o hesap .Üzerinde uzun uzun mesai harcamam gereken bir konu varken alakasız şeylere odaklanıyorum.

Mesela dün gece saat 3 civarlarında fark ettim ki evlilik denen kurum sırf ailelerin evlenmesi için inşa edilmiş.Yoksa kültürel koşulları,toplum koşullarını bir tarafa atarsak kadın ve erkek niye böyle bir imza atmak zorunda kalsın ki.İlla devlete ben bununla sevişiyorum diye bildirmesi gerekmiyor.Peki Amerikalılar,Avrupalılar böyle bir şeye zorunlu değilken neden bütün romantik komedilerdeki mutlu sonlarda evlilik var derseniz bkz. Pavlov'un Köpeği! Bizim ülkemizde tabi ki kültürel değerleri,ailelerin değerlerini ben ne kadar modernim diyenlerin bile bir kenara atması zor.Diğer açıdan bakacak olursak yıllardır birlikte olan çiftler iş nedeni ile farklı şehirlerdelerse ya da birlikte yaşıyorlar da toplum illa cüzdanı vermek istiyorsa ne olucak atıversinler bir imza huzura kavuşsunlar.Ama işler hiç öyle yürümüyor.Bizde bırakın imzayı attıktan sonraki kısmı, daha tanışma kısmında olağanüstü durum ilan ediliyor.Ama esas evlenecek olan çiftte değil, ailelerde.Çünkü onlardan çok aileler evleniyor! !!!



20.11.2010

Kayıp!


1 hafta ağlasam tüketemeyecek kadar gözyaşı biriktirdim.Bugün hayallerime öyle bir darbe yedim ki artık onlardan vazgeçme zamanım geldi sanıyorum.Daha ne kadar bekleyebilirim ki.Hem de çevremdeki herkes benden başka şeyler beklerken.Savaşmak neye yarıyor.Bütün parmaklar içine gözü kapalı girmem gereken girdabı gösteriyor.Düşüncesi bile beni o kadar korkutuyor,o kadar içimi sıkıyor ki konuşulmaya başladığı ilk andan itibaren yok olmak istiyorum.Dönüşü-çıkışı yok gibi hissediyorum.Bunca yıldır biriktirdiğim tüm hayallerimi nasıl çöpe atacağım bilmiyorum.Hem onlar olmadan ben nasıl ben olurum kestiremiyorum.Ne tarafa yönelsem karşımda çıkmaz sokak tabelası beliriyor sanki.Bir türlü doğru yolu bulamıyorum.Artık seçecek doğru yolum kaldığına da inanmıyorum..!

Ruhun Gıdası : Radiohead- Street Spirit

16.11.2010

Can bu can Kurban bu Kurban !!!


Dear human beings what are you proving to God, by killing thousands of animals....and you call it Bayram....!To me, myself, religion has got nothing to do with this....!

14.11.2010

İzmir!


Bir çok insanın yaşayacağı şehri seçme lüksü yoktur.Kimisi iş için kimisi okul için hayatlarının belki de en genç,en enerjik zamanlarını bir yerlerde harcarlar ya da şanslılarsa tadını çıkartırlar.Bence ben şanslı olanlardandım.Bütün lise hayatım boyunca İstanbul'da yaşayacağım hayalini kurarken berbat geçen ÖSS ile birlikte kendimi İzmir'de buluverdim.5 yıl önce bir an önce ÖSS sıkıntısından kurtulmak,evden ayrılmak, kendi başıma bir hayat kurmak adına nereye gittiğimi önemsemeksizin İzmir sokaklarına atmıştım kendimi.Göz açıp kapayıncaya kadar geçen üniversite hayatımın bitiminde fark ettim aslında İzmir'in ne kadar güzel, ne kadar yaşamak için uygun bir şehir olduğunu.İnsan elinde olanın değerini kaybedince anlarmış ya benimki de o hesap.Belki de yılların alışkanlığından kaynaklanıyordur kim bilir.
Bir kere sokağa çıktığınızda şehirin bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ile karşılaşırsınız.Sadece üniversite gençliği değil İzmir'in yerlisi de sokaklardadır.60 yaşın üzerindeki teyzeler bile günleri evlerinde değil pastahanelerde yaparlar.Hem de saçlar fönlü, makyajlar yapılmış bir çok paspal genç kıza taş çıkartacak şekilde.Hayatın keyfini çıkartmayı bilirler.Akşamüstü Kordon'a çıkar dolaşır İzmirliler.Canları içicek bir şeyler istedi mi oradaki kafelere oturup soğuk bir birayla taçlandırır belki bu keyfi.Yan masada yüksek sesle konuşan üniversite gençliğine sertçe çıkışmak yerine, birasını gençlerle tokuşturarak hatırlatır mekanda büyükler olduğunu.Evine gitmek isterse de gece 12 ye kadar süren belediye otobüslerini kullanır.Kent kartı kalmayan başka birine parasını almadan verir kartını.Ha taksiye binicekse o da makuldür.Cebindeki bütün parayı vermek zorunda kalmaz.Öğrencilerin bir araya geldiği merkezler vardır İzmir'de.Orada dolaştığın zaman genç olduğunu hissedersin.Ne bir Anadolu şehri kadar küçüktür İzmir ne de metropol denilecek kadar büyük ve karmaşık. Sosyal alanda da tatmin edicidir İzmir.İstanbul kadar olmazsa da bir çok ünlü oyunu,gösteriyi konseri izleme şansı bulursun.Sadece her istediğin akşam bir şeyler çıkmayabilir karşına.Önceden takip etmen.Beklemen gerekir.Böyle olunca katıldığın etkinlikten daha büyük keyif alırsın.Çevresinde de büyük küçük pek çok güzel yerleşim yeri vardır.Öyle dağın başında tek başına kalmış bir şehir değildir.Denize de girersin,Meryem Ana'ya gider dua da edersin olmadı Pamukkale'de ayaklarını termal sulara sokarsın.Bunların hiçbiri merkezde değilse de gidilemeyecek gibi değildir.
Bir de bütün bunlara 5 yıl içinde sahip olduğum anılarım eklenince ayrı bir değerli hale geliyor İzmir.Gittiğim mağazalarda bile ne nerede bilmek büyük kolaylıkmış.Ya da oturduğun kafedeki garsonun seni tanıması,ne yiyeceğini bilmesi, sana sormadan getirmesi bile basit ama insanın hayatına küçük mutluluklar katan değerlermiş.Sokaklarda tanıdık yüzleri görmek,selam vermek,halini hatırını sormak seni oraya ait hissettiriyormuş.
Aylardır savaşmaya çalışsam da kapitalist düzeninin bir parçası olarak para beni nereye götürürse oraya sürükleneceğim ve keyif aldığım aktivitelerin büyük bir kısmını zamansızlıktan kaybedeceğim bir hayata doğru yol alıyorum.Bu tatsız hayatta bari İzmir olsaydı yanımda...:S

Ruhun Gıdası: The Morning Benders- Excuses

23.07.2010

Zurna!



Kayboldum!
1 yıl; benim için sadece geçip giden süre.
Toparlayamadım!
Burdaydım sözüm ona ama aslında hep ordaymışım.Tekrar edemezsem burada gibi gözüküp hep orada olucakmışım gibi geliyor.
İşin kötüsü zurnanın zırt dediği yere geldim.Zaman geçiyor.Ve ben hala durup öylece bakıyorum.
Laptopum ve elbiselerim dışında hiçbir şeyi bana ait olmayan yerdeyim.bana ait olmayan yatağın başucunda duran fanus içindeki Haşmet gibi dönüp duruyorum olduğum yerde.bi yere varamıyorum.Hafızam da haşmete özendi 3 saniyelik!

Ruhun Gıdası : Ziggy Marley - True to Myself

14.03.2010

25.01.2010

Fast food kıvamı..!

Aile büyükleri ile birlikte geçirilen ılık bir bahar akşamında,bahçede kurulan rakı masasındaki muhabbetlerin bana verdiği huzuru uzun uzun anlatmak isterdim.Lakin o masada dönen konular arasından biri olan," Zaman ne çabuk geçiyor. sen ne zaman 23 oldun daha dün gibi çocukluğun ah ahh yaşlandık bilader.." başlıklı konunun muzdaribiyim şu aralar.
O nedenle her konudan tadımlık..
  • Çocukluğumuzda evde tek başına serisi vardı.Ben o seriyi hiç ilgi çekici bulamadığımdan mıdır bilmem artık "evdeyim,tek başımayım,e hadi parti verelim" filminin yapımcısı,yönetmeni ve başrol oyuncusuyum.
  • Avatar'ı izleyip de bu mudur diyen dünyadaki tek insan benim herhalde.3D olmayınca renkler daha güzeldi bence.çok ciddiyim!sanırım göz doktoruna gitme vaktim geldi.
  • Funda Arar'ı tanımam etmem.Kendisi ile pek ilgim yoktur.Fakat fotoğraflardan oluşturduğu klibine bayıldım.Fino bakışlı eleman gayet başarılı bir seçim.
  • Facebook sonrası Twitter patladı.Birbirimizi gözetlemek,kim nerede ne yapıyor ne düşünyüor diye öğrenmek için daha neler bulucağız acaba.Oben Budak favorim!
  • 23 yıldır ilk defa pastasız bir doğum günü geçirdim.Artık hayata küçük emrah gibi bakıyorum.Kaçlarım düşük :)
  • Ağca tahliye oldu pek sevindik.Shertonun parasını arkadaşlarla biz ödeyelim dedik.Meğer hayranları çoktan ödemiş.Üzüldük!
  • Feminizm,kadın çalışmaları,kadının rolü,Türk Kadınının yeri vb. konular hakkında değil konuşmak,düşünmek daha istemiyorum.2 ay aynı şeye çalışmak ne zormuş!
  • Jessie Pavelka gibi bir diyetisyen istiyorum.Duyan gören bilen biri olursa allah rızası için 0505 900 ..:)
  • Lucas Neill sonunda Galatasaray'da :) Her pazar tekli koltuk benimdir.
  • Taraf Gazetesi çok bomba.Alın okuyun demem ama internetten okuyun,bedava botoks etkisi yaratır.
  • Papatyalarım <3>
  • Okul uzaması dediğin nasıl bişeydir ki?Ayı çıkabülür,taş yuvarlanabülür!!!
  • Oi Va Voi 10-12 Şubat İstanbul! Keşkelerim size yeni bir kardeş geldi!
  • 4 aydır seyahat etmemek..cehennem böyle bir şey değil mi?
  • Urla :) yine yeni yeniden yaz gelmeden!

Ruhun Gıdası - Stone Sour- Through Glass



3.01.2010

2010 Dilekleri :)



Uzatmaktansa mezun olup o belirsizliğe doğru yol almak





Mezuniyet sonrası pılımı pırtımı toplayıp bıraktığım yerden yurtdışı turlarına devam etmek



Bu adama benzeyen biri ile tanışmak:)


An itibari ile yüzlerce euro değerindeki bu harika ayakkabıları alabilicek maaşta bir işe girmek :)


P.S Raul Bova'nın son fotoğrafı sanki bir yerden tanıdık !!!

Ruhun Gıdası : Stereophonics-Innocent